Mayıs 2022
P S Ç P C C P
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  
18/05/2022

Tespitoloji

Hayatın İçinden Tespitler

Tarih Yazıcılığı Nedir?

Paylaş

Tarih Nedir?

Tarih, insanlığın geçmişi kadar geleceği için önemli bir yeri olan doğal bilimler içindeki bir bilim dalıdır. Günümüzde pek önemsenmeyen fakat toplumları var edebilme ve aynı şekilde yanlış kullanılırsa var ettiği toplumu yok edebilme gücüne sahip önemli bir bilim dalıdır. Peki Tarih neden bu kadar toplumlar için önemlidir? Tarih Yazıcılığı Nedir?

Her birey doğası gereği belli bir olgu ve topluluk içinde bulunmalı ve o toplum içinde bulunduğu toplumu kalkındırmak ve o toplumu iler taşıyarak toplumsal refahını artırmak zorundadır. Bu sebeple bir toplum için gerekli ana unsur o toplumun Milli şuur dediğimiz geçmişten günümüze gelen ve her zaman toplumun dinamiklerini oluşturan etmenlerdir. Bu etmenler nedir?

Tarih Yazıcılığı Nedir?

Milli şuur dediğimiz kavram özünde toplumlar ve kültürleridir. Her toplum kendi içinde kendi öz kültürünü oluşturur. Bu kültürel ögeler Mitolojik, Teolojik, Giyim-Kuşam, Yemek içmek, Folklorik vb. ögelerdir. Toplumlar belli kümülatif yapıların bir araya gelerek oluşturduğu Kültürel öbek çevresinde gelişir. Bu kültürel öbek toplayıcı ve bağlayıcı özellikleri ile bireylere millet olma ve milletin modern medeniyetler seviyesine çıkmasında en önemli rolü oynamaktadır. Keza 21’inci yüzyılda karşılaştığımız en büyük sorunlardan biri Toplumların kendi içinde ayrışması ve kültürel yozlaşma ile bireylerin toplum içindeki dayanışma ve toplum içindeki rolünden uzaklaşmasıdır. Keza bu yozlaşma ve bireyin toplum içindeki yerini kaybetmesinin tek ve en güçlü sebebi o toplumun bireye verdiği Tarih eğitiminin yetersiz olması ve bireyin kendi köklerini tanımadan yabancı menşeili kültürler tarafından etkilenmesidir. Peki Tarih nasıl yapılmalı ve nasıl aktarılmalıdır?

Tarih Yazıcılığı

Öncelikle Tarih dediğimiz bilim Neden ve Sonuç ekseninde gelişen kesin kanıtlar olmadan ve geçmiş toplumlar üzerinde Arkeolojik, Antropolojik ve Filolojik çalışmalar yapılmadan belirlenemez. Bu çalışmalar yapılırken birinci ve en önemli husus bu çalışmaları yapan ve bu çalışmaları yayımlayan bilim insanlarının tarafsız ve objektif olmalarıdır. Bu sebep ile belli bir ideoloji veya kendi fikri ile yapılan tarihi araştırma ve yayımlar yukarıda da değindiğim gibi sunulduğunda toplumlar nezdinde bir faciaya yol aça bilir. Yapılan tarihi çalışma ne kadar çok tarafsız ve objektif olursa toplumlar o kadar bilinçli olur. Şöyle ki geçmişte tarihsel gerçekliğin dışında yapılmış birçok toplumsal çalışma vardır bunlardan biraz bahsetmek ve bu sunduğum fikirleri desteklemek isterim.

Tüm dünyanın bildiği gibi Türkler hakkında verilen en eski bilgiler Çin yıllıkları dediğimiz Çin kaynaklarıdır. Çin kaynaklarına baktığımızda Çinliler yazdıkları dönemde Türkleri Orta Asya Coğrafyasında başı boş yaşayan ve sürekli Çinliler tarafından boyunduruk altında tutulan Göçebe bir millet gibi göstermektedirler. Çinliler Türklere ile yaptıkları savaşları genelde yenildikleri için pek az değinmişler ve Tarihsel gerçeklilik hususunda Tarihi olayları çarpıtmışlardır. Keza yapılan Arkeolojik araştırmalar sonucunda Türklerin Çin kaynaklarında aktarıldığı gibi sadece Orta Asya’da keçi çobanlığı yapmadığı, Orta Asya coğrafyasında Konar – Göçer yaylak kışlak hayatı yaşadıkları, Demir, Altın gibi döküm zanaatında iyi oldukları ve Mitolojik unsurlar konusunda kendi mitolojik ve teolojik kültürel öbeklerinin olduğu ortaya çıkmış yani belli bir Kültürel yapılanma ve toplumsal yapılanma unsurlarının varlığı ortaya konulmuştur.

İkinci vereceğim örnek ise Mitoloji üzerinedir. Her köklü toplum kendi içerisinde kendi mitolojik ögelerini ve sistemini kurarlar. Türklerde dünyada kendi mitolojik kültürünü kura bilen ve çok eskilerden oluşturan bir millettir. Bir milletin büyüklüğü Kültürel büyüklüğünden geçmektedir ve Kültürel olarak Türklerin başarısı azımsanmayacak kadar büyük ve ciddidir. Fakat Mitoloji gerçek değil metafiziksel ve zihinsel abartmalar, yorumlamalar sonucunda meydana gelmektedir. Bir insanın Mitolojik olarak dünyaya bakması ve Mitolojiye inanması o insanı reel dünyadan koparır ve hayal dünyasında yaşamasına neden olur. Bilindiği üzere Türkler için en önemli destan ve mitolojik öge Ergenekon destanıdır. Bu destanda Türkler esaret altında kalmış fakat demir dağını eriterek buradan çıkmış çıkarken de bir dişi kurt vadide Türklere yol göstermiştir. Mitolojik olarak bunlar var olabilir ama bir tarihçi bunları aktarırken bunların gerçeklik ve Tarihe uygunluk tarafına da bakmalıdır. Evet bir toplumun özverisi ve Hürriyet inancı için mükemmel bir destan ve inanç örneğidir fakat geçeklik payı tartışılmalıdır.

Üçüncü vereceğim örnek ise Osmanlı devletinin Tarih yazıcılığı ve günümüze kadar ulaşan tartışmalı Tarihsel gerçeklik konusunda gerçekliği kanıtlanmamış aktarımlardır. Her devlet kendi Tarih yazıcılığı konusunda genelde başarılarını aktarmaktadır. Osmanlı devletinin ilk tarih sahnesine çıktığı dönemde vakanüvisteler aktardıkları bilgilerde genelde yaşanan kötü olayları aktarmamış ve farklı bir şekilde insanlara sunmuşlardır. Osmanlı devleti Yıldırım Beyazıt döneminde yapılan Ankara savaşından sonra doğan bir meşrutiyet kaynağı sorunu nedeni ile Tevarih – i Ali Osman eserinde Osmanlı devletinin menşeinin Kayı boyuna ve bu boyunda Aşinaya yani Türklerdeki kutsal hanedanın soyuna dayandırmışlardır. Fakat bu tartışmalı ve Tarihsel Gerçeklik yönünden kesin olmayan bir söylemdir. Bunun dışında aktarılan bilgilerde Ertuğrul gazinin babasının adının Süleyman şah olduğu iddiası da aynı tartışmalıdır. Ayrıca yapılan çalışmalar sonucunda İstanbul’un fethi sırasında surlara ilk Osmanlı sancağını diken Ulu batlı Hasan denen tarihsel figüründe varlığı kesin değildir.

Yukarıda değindiğim üç örnek dışında birçok Tarihsel gerçeklik ve objektiflik dışında aktarılan Tarihi olaylar vardır. Şimdi konumuzun asıl başlığına gelelim ve bu hususu açıklamaya çalışalım. Tarihin içinde bunca yanlış bilgi varken bir tarihçinin asıl görevi ve üstüne düşen vazifesi nedir ve tarihçi ne yapmalıdır?

Tarihçi Nasıl olmalıdır?

Bir tarihçinin asıl erdemi ve üstüne düşen sorumluluğu objektif olmasıdır. Objektif bir şekilde aktarılan tarihi olaylar Tarihsel bir gerçeklik yaratır ve toplumların beyinlerini yanıltmaz. Tarihsel gerçeklik ne kadar yüksek ise Milli tarihin içinde toplumların yukarıda değindiğim kültürel yozlaşması da o kadar az olur. Tarihçi Öznel ve Nesnel bakış açısını düzgün bir şekilde kullanmalı ve Tarihsel gerçeklik içine kendi bakış açısı ile yorumlamamalıdır. Keza kendi bakış açısı ile yorumlaması Tarihsel bir hata niteliğinde olur. Bu Nazi Almanya’sı döneminde Alman milletini yanıltıp büyük bir yıkıma götürdüğü gibi.

 Acı dolu olayların üzerini örtmekle veya onlara sanki hiç olmamış gibi davranmakla, geçmişten bugüne uzanan feryatlar suskunlaşmaz. Her ne kadar tarihsel olaylar ‘artık var olmayanlar dizisi’ olarak görülse de aslında ‘hep var olanlardır. Fakat onlar nesne veya somut olaylardan başka bir tarzda mevcuttur. Geçmişte vuku bulan sarsıcı olaylar geride bırakılsa bile asla hiç yaşanmamış gibi de olamazlar. Onlar ya doğrudan veya dolaylı olarak bugünün karmaşık dünyasında yerlerini alıp kendi gerçekliklerini haykırırlar. Geçmişte yaşanan ve apaçık faili olmayan trajediler genel bir iç sızısı uyandırırken, özellikle kimliği bilinen ve vicdanlarda yargılanması mümkün olan karar alıcıların geçmişteki vahim yanlışları bir şekilde yeniden canlanır ve zemin oluşur oluşmaz gündeme oturur. Şayet ağır bir trajedi yaşanmışsa, bu, mağdurların veya onlarla bağlantılı olanların bilincini yaralar. Yaralanmış bilinç durumu hazmedilemez. Bu bilinç iç sükûnete de erişemez. Trajediler kendi çağlarını aşar ve acı dolu süreçleri her daim bilinçlerde diri tutarlar. Onlar, alevlenen problem karşısında doğru tavır takınılmazsa intikam da alırlar. (Köktürk, 2013)

 Dünyanın dilediğimiz gibi olmasını arzu ederiz. Ama dünya bizim arzularımıza göre şekil değiştirmez. Doğru adımları atmak koşuluyla, sadece arzu ettiklerimizi gerçekleştirme imkânına sahibiz. Dünyada duygularımızla da yaşarız. İşler ise akıl düzenine uygun yürür. Duygusal duruş bireyi mutlu edebilir; fakat sorunları çözmeye yetmez. Dünya üzerinde uzun vadeli ve geleceği daha huzurlu kılabilecek adımlar duygusal temelden hareketle değil akılcı çözümlemeler eşliğinde atılır. Sorunlar gerçektir ve sadece gerçekliğine uygun olarak çözülebilir. (Köktürk, 2013)

Tarihsel Gerçeklik

Tarihte temel bulan gerçeklikler çok yönlü ve karmaşıktır. Buna paralel olarak, onların çözüm yolları da tek biçimli değildir. Her sarsıcı sosyal olayın tarihsel temelleri vardır. Dolayısıyla bugün yaşadığımız olumsuz olaylar da yakın geçmişten soyutlanamaz. Geçmişteki karar alıcıların yanlışlarının dalga etkisi hesap edilemediği ve bu yanlışların olası sonuçlarını engelleme yolunda doğru zamanda doğru kararlar alınamadığı için, bugün tarihsel gerçekliğin eli, olup bitenlerin üzerine örtülmüş olan örtüleri birer birer yırtıyor ve bu da travma etkisi yaratıyor. Bunu doğal kabul etmek, onların koşullarca yırtılmasını beklemeden tüm örtüleri kendi irademiz ve ellerimizle yırtmak gerekir. Bundan dolayı tarihi doğru okuyup olan biteni serbestçe tartışmak, karşıtlık doğuran kavramsal karşıtlıklara takılıp kalmamak, bugünkü duygu ve düşüncemize göre değil, atılan adımların gelecekteki sonuçları ve hedefler açısından düşünmek ve karar almak lazımdır. (Köktürk, 2013)

Diğer Tarih araştırmaları için tıklayınız.

%d blogcu bunu beğendi: